18.08.2010

Eflatun'a İki Soru Sormuşlar

- Birincisi, İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan iki davranışı nedir ?
Eflatun tek tek sıralamış, ?Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler
Ne var ki çocukluklarını özlerler
Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler.
Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler.
Yarınlarından endişe ederken bugünü unuturlar.
Sonuçta, ne bugünü, ne de yarını yaşarlar.
Hiç ölmeyecek gibi yaparlar.
Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.

Sıra gelmiş ikinci soruya; -"Peki sen ne öneriyorsun?"
Bilge yine sıralamış,
Kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayın !
Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi "sevilmeye" bırakmaktır.
Önemli olan; hayatta,"en çok şey'e sahip olmak" değil,"en az şey"e ihtiyaç duymaktır.

17.08.2010

Google 17 Ağustos'u Unutmadı

Google'dan, 17 Ağustos 1999’da meydana gelen Depremi için anlamlı mesaj.
Google, hayatını kaybedenler için ana sayfasına ’Marmara Depremi’nde hayatını kaybedenleri saygıyla anıyoruz.’ yazdı. Dünyanın en büyük arama motoru olarak gösterilen Google, özel günlerde yayınladığı mesajlarına bir yenisini daha ekledi. 17 Ağustos 1999’da meydana gelen Marmara Depremi’nin yıl dönümü dolayısıyla Google tarafından yayınlanan mesajda, ana sayfada, karanfilin yanına ’Marmara Depremi’nde hayatını kaybedenleri saygıyla anıyoruz.’ yazıldı. Google, daha önce de Türkiye için özel ve anlamlı günlerde yayınladığı mesajlarla dikkat çekmişti.
Bizde 17 Ağustosu unutmayacağız.

14.08.2010

Antibiyotiğe Dağınıklı Bulundu

İngiliz sağlık uzmanları, en güçlü antibiyotiklere bile direnç gösterebilen bir bakterinin ülkedeki hastanelerde yayılmakta olduğu uyarısını yaptı. Uzmanlar, bakterinin NDM-1 adı verilen bir enzim salgıladığını belirtti.

Yapılan açıklamada, bakterinin estetik
ameliyat olmak için Hindistan ve Pakistan'a giden hastalara bulaşarak İngiltere'ye ulaştığı ifade edildi. Uzmanlar, şu ana kadar hastanelerde yeni bakteri taşıyan 50 hastanın tespit edildiğini, ancak gerekli önlemler alınmazsa sorunun küresel boyuta ulaşabileceği uyarısında bulundu. BBC'nin haberine göre, İngiltere'de yayımlanan Lancet sağlık dergisi bakterinin kontrol altına alınabilmesi için hastalar üzerinde çok titiz gözlem yapılmasını ve yeni ilaçlar üretilmesinin gerekli olduğunu belirtti. Doktorlar, NDM-1 enziminin tıpkı koli basili (E.coli) olarak bilinen bakteri gibi farklı bakteriler içinde var olabildiğini, bu şekilde en güçlü antibiyotiklere bile dirençgösterebildiğini belirtti. Uzmanlar ayrıca, NDM-1'in, zaten antibiyotiklere direnç gösterebilen farklı bakterilere bulaşmasından endişe duyuyor. Eğer bu gerçekleşirse, insanlar arasında kolayca yayılan ve önüne geçilmesi çok zor olan bir salgın hastalık baş gösterebilir. Enzimi inceleyen uzmanlar, NDM-1'den kaynaklanan en az bir enfeksiyonun bilinen tüm antibiyotiklere direnç gösterdiğini belirtti. NDM-1 benzeri bir tehdidin bugüne kadar ABD, Kanada, Avustralya ve Hollanda'da tespit edildiği ancak yeni bakterinin çok daha büyük bir tehdit oluşturduğu vurgulandı.

YAYILMAYA BAŞLADI BİLE

Yetkililer, şu ana kadar bakteriyi taşıyan 50 hastaya tespit edilmiş olmasına rağmen, bakterinin yayılmaya başladığını belirtirken, bakteriyi inceleyen uzmanlar olası bir salgın tehdidin önüne geçebilmek için gerekirse hastaların izole edilmesi gerektiğini ifade etti. Doktorlar, bugüne kadar NDM-1 enzimi taşıyan bakterilerin farklı antibiyotiklerin bir arada kullanılmasıyla tedavi edilebildiğini ancak yeni tehdidin dünya geneline bulaşmaya başlaması halinde önlenmesinin çok zor olacağını belirtti Cardiff Üniversitesi'nde araştırmacı olan Dr. David Livermore, "Şu ana kadar bakteriyi taşıyan az sayıda
insan tespit ettik. Ancak bakteriyi taşıyan çoğunluğunun Hindistan ve bu ülkenin bulunduğu bölgeye seyahat edenlerle hastanelerde tedavi gören kişiler oluşturuyor" dedi. Livermore, Asya'da dirençli bakteri taşıyan vakaların sayısında artış olduğunu ve bu durumun küresel bir tehdit boyutuna ulaşabileceği uyarısında bulundu: "Şu an geliştirilmekte olan az sayıda antibiyotik bulunuyor ve bunlardan hiçbiri NDM-1 enzimini saf dışı bırakamıyor" dedi. Alarm durumuna geçen İngiltere Sağlık Bakanlığı ise, konu hakkındaki tüm gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirtti.

ESTETİK AMELİYATLA BULAŞTI

İlk vakalar İngiltere
Sağlık Kurumu'nun kayıtları Lancet dergisi tarafından incelenince ortaya çıkıt. 2009 yılında kurumun NDM-1 bakterisi taşıyan hastalarının 37'sinden 17 tanesinin Hindistan veya Pakistan'da tedavi gördüğü, bu kişilerden 14'ünün estetik ameliyat geçirdiği tespit edildi. Bakterinin bulaştığı hastalardaki belirtilerin farklı şekillerde ortaya çıkabildiği belirtildi. Bazıları ciddi bir rahatsızlık yaşarken, bazıları da ciddi hastalık geçiriyor veya kan zehirlenmesi yaşadı.

Pulsar Yıldızı Bulundu

Kaynak: BBC Türkçe
Güncelleme: 10:12 TSİ 14 Ağustos. 2010 Cumartesi

LONDRA - Uzay araştırmalarında kişisel bilgisayarların kullanılmasına imkan veren küresel bir proje geçtiğimiz yıl başlatılmış ve binlerce insan gönüllü olarak bilgisayarlarına yazılım yüklemişti. Proje şimdiye kadar ki en önemli sonucunu verdi ve çok ender görülen bir yıldıza ulaşıldı.
Pulsar'ın bulunmasına Einstein@Home (Evdeki Einstein) projesine katılan üç kişi ön ayak oldu. Bu kişiler, ABD'nin Iowa eyaletinde bilişim teknolojisi alanında çalışan Chris ve Helen Colvin çifti ile Almanya'nın Mainz kentinden bilgisayarlı müzik alanında çalışan sistem analisti Daniel Gebhardt.
Bilimadamları, Dünya'dan 17 bin ışık yılı uzaktaki pulsarın evrenin temel fizik kurallarını çözmekte yararlı olacağını belirtiyor. Atarca da denilen pulsarlar, içinde bulundukları nebulaların çekirdeği olan ve düzenli şekilde uzaya radyo dalgaları gönderen nötron yıldızları. Bu nedenle pulsarlar, yanıp sönen bir deniz feneri gibi görünüyor.
Dev bir yıldız patladığında oluşan pulsarın "düzensiz ikili pulsar" denilen ve çok ender görülen bir yapıda olduğu belirtiliyor.

SANİYEDE 41 DÖNÜŞ
PSR J2007+2722 adı verilen yeni pulsar, genelde süpernova denen yıldız patlamalarından sonra oluşan türden; hızla dönen bir nötron yıldızı olarak tanımlanıyor. İon pulsarı saniyede 41 kez dönüyor ve benzerlerinin aksine, alışılmadık düzeyde düşük bir manyetik alan yaratıyor.
ABD'deki Cornell Üniversitesi'nin astronomi profesörlerinden Jim Cordes, bu nesnenin bir zamanlar yanınıda ikinci bir yıldız daha olduğunu ama bu yıldız patlayınca, geride kalan kütleyi serbest bıraktığını, bu nedenle de ikili bir pulsar olarak adlandırıldığını söyledi. Cordes "Bu konuda başka ne öğrenirsek öğrenelim, bu pulsarın nötron yıldızları ve ulaşımı konusunda son derece ilginç bilgiler vereceği kesin" dedi.

YENİ YILDIZ SİSTEMLERİ DE BULUNDU
Projenin yöneticisi Bruce Allen, pulsarın keşfinden bu yana proje sayesinde yeni bir ikiz yıldızlı sistem bulduklar. Bu keşfi de Rusya ve İngiltere'deki bilgisayarların yaptığı belirtiliyor.
Kişisel bilgisayarların birbirine bağlandığı 'dağınık işletim' sistemleri bu gibi projelerde son yıllarda sıkça kullanılıyor. Örneğin üç yıl önce de bilimadamları internet kullanıcılarından yeni galaksiler belirlemekte yardım almak üzere Galaxy Zoo (Galaksi Hayvanat Bahçesi) adlı bir proje başlatmıştı.

4.08.2010

Sık sık uzun topuklu ayakkabı giyen kadınların ödediği bedel uzun vadede ayakkabı fiyatının çok üstüne çıkabilir.

Araştırmalar, sürekli yüksek topuklu ayakkabı giymenin biyolojik fiyatının da yüksek olduğunu gösteriyor.Manyetik rezonans görüntüleme (MRI) ve ultrason tekniklerinden yararlanan araştırmacılar, yüksek topuklu ayakkabı giyme alaışkanlığında olan kadınlarla düz ayakkabı giyenlerin baldır kaslarıyla Aşil tendonlarını (kasları kemiğe bağlayan doku) karşılaştırmışlar.Journal of Experimental Biology dergisinde yayımlanan bulgular, uzun topuk düşkünü kadınların baldır kas liflerinin, düz ayakabılılarinkinden yüzde 13 daha kısa olduğunu ortaya koyuyor. Tendonların boylarındaysa beklenenin aksine fark yok. Ancak, uzun topuklu giyenlerin tendonları esnekliği, düz ayakkabılılarınkinden yüzde 20 daha az.Araştırmacılar, tendonlardaki sertleşmenin kasın işlevselliğindeki kaybı karşılamasına karşın, topukluların çıkartılıp tendonların gerilmeye başlamasıyla acıya yol açtığını belirtiyorlar.

Paralel Evrenler

Birçoklarımızca bilim kurgu filmi konusu ve espri malzemesi olarak algılanan paralel evrenler aslında başta gökbilimciler ve sicim kuramcıları olmak üzere birçok fizikçi ve matematikçinin çok ciddiye aldığı araştırma konularından. Aralarında David Gross'un da olduğu, Nobel ödüllü bir grup bilim insanına göre paralel evrenlerin var olduğu fikri gerçekten uzak ve hiç de zarif olmayan bir fikir; Alan Guth, Andrei Linde gibi kendini bilim çevrelerinde ispatlamış bir grup gökbilimci için ise gayet doğal ve denklemlerden çıkan bir gereklilik. Eğer paralel evrenler varsa gerçeklik tahminimizden çok daha karmaşık olabilir. O zaman, benzersiz ve tek olduğunu düşündüğümüz 13,5 milyar yıllık evrenimiz çok daha büyük ve doğurgan bir yapının ufacık bir parçası haline gelebilir.

Başımızı kaldırıp hayranlıkla seyrettiğimiz yıldızların, gezegenlerin nasıl ortaya çıktıklarını, neden yapılmış olduklarını, nasıl hareket ettiklerini, enerjilerini nereden aldıklarını merak etmeyenimiz yoktur. Ancak, bu merakımızı gidermeye çalışan bilimle birazcık sorunumuz var.Gökbilim, alıştığımız, öğrendiğimiz ve zihnimizde canlandırabildiğimiz ölçü ve boyutlara pek uymuyor. Gökbilimin temel uzaklık birimi ışık yılını
günlük kullanımımızdaki ölçüye çevirince karşılaştığımız sayı yaklaşık 10 trilyon kilometre. Bize en yakın yıldızın uzaklığı yaklaşık 40 trilyonkilometre yani 4 ışık yılı. Gökadamızın Yerel Küme olarak adlandırılan “köyündeki” komşumuz Andromeda Gökadası ise 2,4 milyon ışık yılı uzağımızda. Gökadamızın köyünden çıktığımızda baktığımız her yanda böyle kümelerin oluşturduğu daha büyük gruplar görüyoruz. Her biri milyarlarca yıldızdan oluşmuş yüz milyarlarca gökada, görebildiğimiz çapı yaklaşık 14 milyar ışık yılı olan evrenin içinde dağılmış durumda.
Bu sayılar ve ölçüler evrenbilimin konusu. Bu alana baktığımızda anlamakta zorluk çektiğimiz kavramlar sadece bizim için değil bilim insanları için de çok zorlu. Binlerce yıldır akıllara takılan soruların net cevapları yok. Aşina olduğumuz ölçeklere sığdıramamamızın yanında, alıştığımız mantık kurallarına da uyduramıyoruz evrenle ilgili kuramları. Henüz Büyük Patlama ile sonsuz küçüklükte bir noktacıktan, yüz milyarlarca gökadanın çıkmasını ve muazzam boyutlara genişlemesini aklımıza kabul ettirmekte zorlanırken şişme kuramı, sicim kuramı gibi kuramlar ve çoklu evren modelleri zihnimizi çok daha fazla zorluyor. Arkadaşımız Zeynep Ünalan “Paralel Evrenler” başlıklı yazısıyla evreni anlama yolunda kafa yoranların ortaya koyduklarına yakından bakmamızı sağlamaya çalışıyor. Yazıyı okurken evrenle ilgili sorularımıza verilen bazı cevaplara yakın olmanın heyecanını yaşıyoruz. Dergimizin ekinde verdiğimiz “Gökyüzü Atlası” da sıcak yaz gecelerinde evrene açılan penceremiz olan gökyüzünü incelemek isteyenlere rehberlik edecek. Belki de sıcak gündemden ve günlük tartışmalardan uzak, evrensel olayları düşünmek, zihinsel değişiklik ve tam bir dinlenme sağlayacak. Bilimin evreni anlama yolculuğunda en büyük yardımcısı hafıza.
Yazarımız Bahri Karaçay “Beyin, Hafıza ve Hafızanın Genleri” başlıklı yazısında hafıza nasıl oluşuyor, nasıl öğreniyoruz, beyinde bir hafıza merkezi var mı sorularına cevap arıyor. Beynin bazı bölgelerinde sinir hücreleri arasındaki iletişimin bozulduğu bir hastalık olan şizofreni, yazarımız Abdurrahman Coşkun’un “Şizofrenide Moleküler Mekanizmalar” başlıklı yazısında ele alınıyor. Beden sağlığı konusunda, son günlerde adını sıkça duyduğumuz antioksidanlar konusu arkadaşımız Özlem İkinci tarafından araştırılıp yazıldı. Bulaşıcı hastalıklar bitkiler için de kâbus olabiliyor. Buğdayda sarı pas hastalığı da bunlardan biri. Arkadaşımız İlay Çelik bu hastalığı ve çözüm yollarını inceledi.
Teknoloji dünyasının popüler konularından sanallaştırma teknolojileri arkadaşımız Oğuzhan Vıcıl tarafından ele alındı.Bunların yanında “Artemis Adlı Yapay Uydunun Kurtarılışı”, “Mayın Algılama ve Tespit Teknolojileri”, “Osmanlı Biliminin Öncülerinden: Takîyüddîn” ve “Taş Yerinde Ağırdır” başlıklı yazılarımızı ve sekiz ayrı köşe yazımızı ilgiyle okuyacağınızı düşünüyoruz.

Şişmanlık Beyinle İlgili

Aynı şekilde beslenen iki kişiden biri git gide kilo alırken diğerinin formunu korumasının nedenini araştıran Amerikalı bilim adamları, bebeğin kilolu olup olmayacağının daha doğmadan önce gelişmekte olan beyninde belirlendiğini ortaya koydu.

İtalyan La Stampa gazetesinde çıkan habere göre, ABD'deki Yale Üniversitesi Tıp Fakültesinden bir grup bilim adamı, fareler üzerinde yaptıkları testlerde, yüksek kalorili bir beslenme programının ardından obezleşen hayvanların beyinlerinin beslenme merkezinin zaten farklı olduğunu gözlemledi.
Doyma noktasına ulaşıldığında işaret vermesi gereken nöronların bu gruptaki farelerde çok daha "tembel" olduğunu, çünkü diğer hücreler tarafından baskılandığını gören bilim adamları, çok kalori almalarına karşın zayıf kalan grupta ise bu nöronların çok aktif olduğunu tespit etti.